‘Yaşam’ Kategorisi için Arşiv

LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİ.

Perşembe, 02 Şubat 2012

LİMON SUYU VE SARIMSAK MUCİZESİ.
.

2 Litre limon suyu, 40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak, ağzı sıkı

>Kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım.

>Limonların suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta

>Boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını

>kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün

>çalkanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu

>açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa Bir çay bardağı

>içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı Olacak,

>kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak çay bardağına

>aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu içtikten

>

>Sonra en AZ yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten

>sonra kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

>

>% 100 KANITLANMIŞ YARARLARI

>

>1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları

>açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.

>2-Kollestrol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını sağlıyor,

>kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını

>sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek

>Gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.

>3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar söktürüyor vücuttaki

>şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.

>4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve oniki

>Parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.

>5-Tüm romotizmal iltihabı önleyip, her tür romotizmal ağrıları

>Dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini

>sağlıyor her türlü ağrıyı kesiyor.

>6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor

>Sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını

>artırıyor,felçlere ve VERTİGO’da fayda veriyor.

>7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her

>türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt

>alerjilerini kökünden kesiyor, kansere karış tüm vücudu koruyor.

>

>N O T : İlacı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı

>değişecekken bu ilaç sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış ilaç

>hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan

>üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik

>Iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve

>uygulamışlar şimdi ABD’de uygulanmaya başlamış, tıp de devrim

>yaratacağı söyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin

>kimyasal yapısı çözülmeye çalışılıyor.

>

>Dr. Sencer TEPE

>Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı

NEYE İNANIRSAN GERÇEĞİN ODUR

Salı, 17 Ocak 2012

NEYE İNANIRSAN GERÇEĞİN ODUR

İnsanoğlu yanılır ama yanıldığının farkına varamaz.Hayatta bizi üzen ya da sevindiren şeyler gerçeğin kendisi değildir.Yaşadığımız olaylara verdiğimiz anlamlar olayı pozitif ya da negatif yapar.Hayatta gerçek yoktur gerçeği biz var ederiz ve tüm herkesin gerçeği gibi kabulleniriz.Dış dünyadakilerle çatışmamız gerçeklerimizi kabul etmediklerinden kaynaklanır.Sizi yanınızdakinden ayıran şey inandıklarımızın farklı olmasıdır zaten.

Amerika da bir uyuşturucu kaçakçısının iki oğlu varmış.Babaları yakalanıp cezaevine gönderilmiş.Baba hem satıcı hem de kullanıcıymış.Yalnız bu iki oğlundan biri de babası gibi kullanıcı ve satıcı diğer oğlu ise büyük bir şirkette üst düzey bi yöneticiymiş.Basının ilgisini çeken bu durumdan sonra bir araştırma yapmak istemiş,ülkenin bir basın kuruluşu.İzinler alarak babayla cezaevinde röportaj yapmışlar ve sormuşlar:

-İki oğlunuz var , biri sizin gibi kaçakçı ve kullanıcı , diğeri ise üzt düzey bir yönetici.Oğullarınız arasında ayrımcılık mı ? yaptınız.

- Ne ayrımcılığı ikisiyle de ilgilenecek zamanım olmadı

Demiş.

Daha sonra babası gibi kaçakçı olan oğlu başka bir ülkede tutukluymuş.O ülkeden de izin alınmış ve görüşülmüş.Aynı soru ona da sorulmuş:

-Babanız uyuşturucu satmak ve kullanmaktan cezaevinde , siz de aynı sebepten buradasınız, neden?

Çok ilginç bir cevap vermiş:

-Babamın halini görüyorsunuz , başka ne yapabilirdim ki.

Sonra üst düzey yönetici olan oğluna röportaja gitmişler ve ona da aynı soruyu sormuşlar :

- Babanız uyuşturucu satmak ve kullanmaktan cezaevinde ama siz büyük bir şirkette üst düzey yöneticisiniz, neden ?

O daha da ilginç bir cevap vermiş:

- Babamın halini görüyorsunuz başka ne yapabilirdim ki.

Babanızın uyuşturucu satıcısı olması sizi de yapar mı? Evet inanıyorsanız yapar.Babanızın uyuşturucu satıcısı olması sizi üst düzey bir yönetici yapar mı ? Evet inanıyorsanız yapar.

İnandığınız gerçek değil ama neye inanıyorsanız sizin gerçeğiniz olur.

Aranızda pırasa seven var mı?Tabi ki de.Peki sevmeyen var mı?Tabi ki de.Pırasa sevilmeli mi , sevilmemeli mi.Peki pırasanın bundan haberi var mı?Ya da bu pırasanın suçu mu?Sevenlerin sevdiği pırasa kırmızı yada kare mi?Gerçeği biz yaratır ve öyle olması gerektiğini zannederiz.Yanılırız ama yanıldığımızın farkına varmayız.

Her insan aynı inançla yola çıkar. İnancının genel gerçek olduğunu zanneder. Düşüncelerimiz gerçek değildir. Bulunduğumuz atmosferde hiçbir şey gerçek değildir. İnandığımız değerleri biz var ederiz. Var ettiklerimiz bizi mutsuz ediyorsa resetlememiz gerekir. Hayatın en zor anı insanların bilmediğini, bildiğini kabul etmesidir.

Her insanın kendine özgü haritaları vardır. Bunlara kişiye özgü zihin haritaları denir. Haritalar iç algılamalardan oluşur. Hayatımızı şekillendiren şeyler bunlardır. İnsanlar kendi haritalarına göre yaşarlar. Toplum olarak bir yanılsama içindeyiz. Bir saniye içinde dış dünyadan beş milyona yakın mesaj alırlar. Bu mesaj alımı algılamadır. Zihin haritalarımızda algılama ve aktarma vardır. Yani karşıdaki insana hissettirdiklerimiz ve onlardan hissettiklerimiz birisi sebep birisi sonuçtur. Sonuç olarak hayatta devamlı bir geri bildirim vardır. Sebepler değişmedikçe, sonuçlarda değişmez. Davranışları değiştirmezsek aldığımız tepkilerde değişmez. Şimdi bu haritalar nasıl oluşur inceleyelim.

Beynimizin bir filtreleme sistemi vardır. Dış dünyadan saniyede beş milyar mesaj alan beyin bu mesajların hepsini tutmaz. İlk aşamada silmeler yapar. Bilgi dışarıdan gelir, beyin ihtiyacı olmayanları atar. Hepimizin egosu, beklentileri, kişilik özellikleri farklı olduğundan silmelerde farklı olur.

Örneğin; can yedi yaşında bir çocuktur ve oniki yaşında bir abisi vardır. Abisi odasında oynarken can kendisi ile ilgilenmesini istediği için devamlı yanına gidip onu rahatsız eder. Bu süre uzadıkça abisi rahatsız olmaya başlar en sonunda canı iter ve yere düşürür. Can ayağa kalkar (bundan sonraki süreç hep klasiktir. Genelde hepimizin yaptığı silme şeklidir.) ve – sen görürsün diyerek annesinin yanına gider ve annesine olayı tek bir cümle olarak özetler. Abim beni dövdü.

Can?ın beklentisine ve çıkarına uygun olan silme şekli budur. Abisini rahatsız ettiği süreçleri siler ve çıkarına uygun olan itme sürecine alır ve annesine anlatır. Hepimiz ilişkilerimizde iletişimimizde farklı silmeler yapar ve bunun gerçek olduğuna inanırız. Mesela bu kitabı okurken dışarıdan bir sürü mesaj alıyorsunuz. Bu mesajları görmek istiyorsanız elinizdeki kitabın şeklini değiştirmeden kitaptan başka etrafta neleri gördüğünüze dikkat etmeye çalışın. Şuanda görsel alanda bir sürü mesaj alıyorsunuz ama odağınız kitapta olduğu için beyin diğer mesajları kayda değer bulmuyor. Derste hocayı dinlerken onun dışında birçok şeyin ( sandalye, ışık, ses vb.) farkındayız ama ihtiyacımız olmadığı için çoğunu atarız. Sadece hocaya odaklanırız. Beyin silmeden sonra kıyaslama aşamasına geçer. Herkesin deneyimleri, yaşadıkları farklı olduğu için kıyaslamalarıda farklı olur. İnsanlar geçmişle, geleceği yâda şimdiki zamanı kıyaslar. Kıyas malzemelerimizi arttırmamız gerekir. Bu malzemelerin artması demek daha çok bilgi öğrenmemiz demektir. Yaşadığımız olayları iyi, güzel, başarılı, doğru olarak değerlendirebilmemiz için önceden tam zıtlarını yaşamış olmamız gerekir. Bir eşyayı pahalı gören daha ucuzunu bildiği için böyle kıyas yapar. Bir olayın güzel olduğunu söyleyen daha kötüsünü bildiği için böyle kıyas yapar. Hayatta hiç acı olmasaydı, tatlıyı bilemezdik. Bizi mutluluğa yâda mutsuzluğa götüren bu kıyaslardır. Kıyas malzemelerini arttırırsak farklı bakış açıları getirebiliriz. Üniversitede okuduğum yıllarda ara ara bilmediğim şehirlere gider, o şehrin yörenin insanı ile tanışır ve misafir olurdum. Bir gün balıklı gölü çok merak ettiğim için Urfayı ziyaret ettim. İndiğim yerden herhangi bir minibüse bindim. Kendimi Siverek?te buldum. Giderken çantama devamlı bozulan bir müzik çalar ve kayıt cihazı yani makine da her iki özellikte vardı. Benim İstanbul?daki kıyaslarıma göre para etmeyecek bir makine iken sadece ses kayıt etmesi nedeni ile bir hafta boyunca Siverek?te farklı bir dünyadan gelmiş gibi karşılandım. Çünkü oranın kıyas malzemeleri farklıydı. Kişinin yaşadığı yer, aldığı kültür, eğitim, ekonomik standartlar, inandığı din, okuduğu kitaba kadar her şey kıyaslamasını etkiler.

Kıyas malzemeleriniz çoğaltın çünkü olaylara bakış açılarınız fazlalaşır.

sevgiler

Aşkım Kapışmak

ÇOCUKLUĞUMUZDA…

Cumartesi, 10 Aralık 2011

Bizim  çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.Okuldan eve geldiğimde boynumdaki  anahtarla kapıyı hiçaçmadım.Hatta Babanım bile anahtarı yoktu. Annem  evimizin birparçası gibiydi, hep evdeydi.Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecekbir yer yoktu ki….. En büyük eğlencemiz  sokaklarda oynamaktı.Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.Okula  arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya,

zıplaya  yürüyerek gelirdik.Servis  falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlarakoyar oyuna bile dalardık.Annelerimiz bu durumu  bildiklerinden kardeşlerimizlebizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar  gönderirdi.Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca  girer evlerine su içerdik.Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak  uzatırlar,hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.Kısacacıevine  gidip gelen (…ki;sadece çişi gelen giderdi evine)elinde mutlaka yiyecekle  dönerdi.Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere  degönderirdi.Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve  olurdu.Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesindiye çıkarır  çantamızın üstüne koyar oyun bitince gerialırdık.Çok garip ama kimse  almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.Düşünce kaldırırlar, kavga  edince barıştırırlardı bizi…Polisler  gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.Sonra kavgalarımız da öyle  ustura, falçata ile olmaz,onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da  bitmezdi, en fazlasaçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar,  yineoyuna dalardık.Birbirimizin  suyundan içer, elmasına diş atardık.Misket oynamaktan parmaklarımız kanar  yine de mikrop kapmazdık.Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek  çiğner basarlardıalnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere,  ultrasonlaragirmezdik.Ben bizim çocukluğumuzu çok  özledim.Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama  evinincamında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsinder  konuşurum.Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.Evimizi kendimiz  temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaçkuruş hepimizin elinde bezler güle  oynaya bitirirdik işleri.Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız  var,içinde oynayan çocuk yok.Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar,  lüksbinalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…Ruh yok,  buz gibi buz, bu biz değiliz.. Tahta iskemlelerimizde oturan  yaşlılarımız,onlara dede, nene diyehatırını soran çocuklarımız yok  oldu.Ben kapılarında ‘ vale ‘ lerin, ‘ bady ‘lerin beklediği yerlerden  hep korkmuş çekinmişimdir.Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna  kızıp,taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine  vermekters gelir bana.Benim değildir bu kültür.   Ne ruhuma, ne  kültürüme ne decüzdanıma hitap eder.Nedir bunlar?   Reklamlarla  desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmişinsanlar  olduk.Birbirimize  yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.İyi de neden böyle olduk ?   Biz  mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..’Her toplum hakettiği gibi  yönetilir” derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi  ?(Kim  yazmış bilmiyorum. Taa uzaklardan bir selam gibi geldi bana.Üzerimde  kalmasın, o yüzden “sana” gönderiyorum. Umarım seninde üzerinizde kalmaz bu  selam. Sen de başkalarına gönderirsin


Social Widgets powered by AB-WebLog.com.